Oynamak İçin Gitti Katliam Çukuru Çıktı 13 Ağustos 2019

Oynamak İçin Gitti Katliam Çukuru Çıktı

1974’te soykırım yaşanan Muratağa, savaşın kötü izler bıraktığı acılı coğrafyalardan bir yer olan Kıbrıs’ta, Atlılar ve Sandallar köylerinde hayat, bir daha eskisi gibi olmadı. 89’u Muratağa ve Sandallarlı olmak üzere 126 kişi, 14 Ağustos 1974’te katledildi, iki çukura atıldı. En küçüğü 16 günlüktü, en yaşlısı ise 95 yaşında. Şafak Nihat’ın sınıf fotoğrafındaki arkadaşlarının tümünün mezar taşlarında ölüm tarihleri “14 Ağustos 1974” yazıyor. Üç köydeki evler o günden sonra kapkaranlık. Esir alınıp önce Mağusa’ya ardından Limasol’a götürülen eli silah tutacak yaştaki erkekler ve köyde saklanan 7 kişi dışındaki herkes öldürüldü.

Öğretmen Şafak Nihat, Muratağa’daki katliamdan köyde olduğu halde kurtulabilen 7 kişiden biri. O günlerde henüz 13 yaşında. 5 çocuklu ailenin en küçüğü. Babası, hem İngilizcesi iyi olan hem de kendini birçok konuda geliştirmiş, saygın bir ilkokul öğretmeni, Hasan Nihat. O zamanlarda köy öğretmenleri aynı zamanda imamlık da yaptığı için “hoca” da deniyor. Hasan Nihat, birçok köyde öğretmenlik yapmış, son olarak Boltaşlı’dan 1972'de emekli olmuş. Anne Nezihe hanım, 5 çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmek için çırpınan bir ev hanımı. Toplu katliamın yaşandığı Muratağa’da katliam çukurunu bulan Şafak Nihat, Muratağa, Atlılar ve Sandallar köyünde 1974’te bir grup Kıbrıslı Rum askerinin katlettiği 126 kişinin acısını taşıyor. O günler için “korku dolu günlerdi” diyor.

O yıllarda 100 civarında Kıbrıslı Türk nüfusuyla Muratağa, bir kısmı toprak sahibi olup kendi işini yapan bir kısmı da Rumların yanında işçi olarak çalışan orta düzey insanların yaşadığı bir Türk köyü. Nihat, Muratağa’nın özellikle Alaniçi’ndeki Kıbrıslı Rumlarla sınırlı da olsa ilişkisi olduğunu ama kendilerinin pek de teması bulunmadığını belirtiyor. Babası öğretmenlikten emekli olunca köye temelli yerleştikleri 1972’den sonra Muratağa İlkokulu’nda eğitim görmeye başlamış. Köydeki günler bisiklet sürüp, futbol ve saklambaç oynayarak, kuş lastiğiyle avlanarak geçermiş. “Daha iyisini bilmediğimiz için, o günler bizim için mutlu ve huzurluydu” diyor.

15 Temmuz 1974’teki darbe, köyde de tedirginlik yaratmış. Şafak Nihat, sonrasını şöyle anlatıyor. “’Babutsaların içine iki Rum saklandı. Makariosçu Rumlardı’ diyorlardı. 20 Temmuz’da Rumlar tüm köylülerimizi Piperestorana’daki (Alaniçi) ilkokula götürdü. Sandallar ve Atlılar köylüleri de oraya getirilmişti. Akşama doğru bir askeri cip geldi. Söylenene göre Yunanlı subaylarmış. Onunla bizi ilkokula götürenler arasında yüksek sesli bir tartışma oldu. Hemen sonra, kadın ve çocukları köye gönderdiler, erkekler ise orada kaldı. İki abimle babam orada kaldı. Bir abim Türkiye’de üniversitedeydi. Annem, ablam ve ben köye döndük. İlkokulda tuttuklarını daha sonra Mağusa Karakol bölgesindeki kampa götürdüler. İleriki günlerde babam, silah kullanamayacak durumdakileri ve ihtiyarları bıraktıkları için köye dönebildi.” 20 Temmuz ile 14 Ağustos arasındaki günleri “benim için ıstıraplı günlerdi” diye tanımlıyor Şafak Nihat. “Elimiz kolumuz bağlanmıştı. Çocuk da olsak korku içindeydik. Yaz günü özellikle geceleri kapılar pencereler kapalıydı. Vantilatör bile yoktu. Köye elektrik yeni gelmişti sadece buzdolabımız vardı. Terlerdik, ‘baba pencereyi açalım’ derdik, babam ‘hayır’ karşılığını verir, hiç açtırmazdı. O günlerde ara sıra silah sesi duyardık ama yapacak bir şey yoktu. Gizleneceğimiz orman falan yoktu, köyümüzün dört tarafı açıktı. Sonradan duyduğumuza göre, Rumlar köyün girişindeki kahveye gelir, çaldıkları hayvanlardan kebap yapar yer içer havaya ateş açardı. Bu dönemde ara sıra Barış Gücü de gelirdi köye, durumumuza bakmak için... Bir gece Tavukçu Mehmet adlı adam bize geldi. Babama bir şeyler anlattı. Ne yaşamışsaydı çok korkuyordu, titriyordu. O gece bizde kaldı. Babam Barış Gücü’ne adamın hasta olduğunu söyleyerek Mağusa’ya gitmesini sağlamıştı. O sayede katliamdan kurtuldu.”